|
Röportaj: Burçin İvren | Sayı
62 | Kasım 2010
Prof. Dr. Gazi Özdemir ile Din ve Beyin
“Dinsel metinler içindeki sembolik bilgileri eğer batıni-ezoterik
bir yaklaşımla ele alınabilirse, ortada bir çelişkinin olmadığı hatta
tam tersine uyum içinde oldukları rahatlıkla görülebilir.” (Prof
Dr Gazi Özdemir)

Prof Dr
Gazi Özdemir, 1969 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.
1974’e kadar Diyarbakır Tıp Fakültesi ve Ankara Üniversitesi Tıp
Fakültesi’nde Nöropsikiyatri ihtisasını yaptı. 1980’de Nöroloji Doçenti
oldu. 1987’de İngiltere Bristol’de Nöroloji Bölümünde çalıştı. 1988’de
ise Nöroloji Profosörü oldu. 1981 yılından beri Eskişehir Tıp
Fakültesi’nde Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapan Prof.
Dr. Ozdemir’in, yayınlanmış sekiz kitabı bulunmaktadır.
Röportaj:
Burçin
İvren
Din ve Beyin adlı bir kitap çıkardınız. Bir bilim adamı olarak, dinsel
öğeleri daha farklı yorumladığınızı görüyorum. Niçin buna ihtiyaç
duydunuz?
Tıp
Fakültesine başlayıp insan vücudunun yapısı ve işlevini öğrenmeye
başladıkça, vücuttaki muazzam düzenlere ve harika dengeliklere ait
bilgilerim arttıkça, hayranlığım oluşmaya başladı. Öğretim Üyesi
olduktan sonra sinir sisteminin temel çalışma prensiplerinin doğa ile ve
liseden itibaren bende oluşmuş olan Kur’an arkadaşlığının verdiği ön
bilgilerle Kur’an ve dolayısıyla din ile ilgili prensiplerle paralellik
göstermekte olduğunu fark ettim. Böylece beyin ve Kur’an arkadaşlığını
daha da pekiştirmeye ve bu konuda bilgilerimi yoğunlaştırmaya başladım.
Bu
uğraşımı
mesajı daha da cesaretlendirmişti.
|
“Yeryüzünde iyice görenler için pek çok ayet
vardır. Sizin benliklerinizde de pek çok ayet bulunmaktadır.
Hala görmüyor musunuz?”
(Zariyat Suresi 20-21. Ayet) |
Peki sizin gerçekte insanlığın, dindeki evrensel bilgileri hakkıyla
anlayıp bu sayede açık bir bilince ulaşmasına dair bir ümidiniz var mı?
Allah’ın biz insanlardan istediği temel özelliklerden biri eleştirel ve
sorgulayıcı aklımızı kullanmamızdır. Özellikle 1990 lı yıllardan
başlamak üzere dünyaya doğan çocuklara dikkat edersek çok sorgulayan ve
araştıran özelliklerde olduğunu fark edebiliriz. Bu çocuklar, “başkası
ne diyor?” demekten ve başkasını taklit etmekten çok, kendisi
araştırmakta ve bilgiyi kaynağından öğrenip kendi doğrusunu bulmaya
gayret etmektedir. Bu gayreti internet yöntemi oldukça kolaylaştırmış
bulunmaktadır. Aura adı verilen ve vücudun çevresinde olan
elektromanyetik enerji katmanının renginin bu çocuklarda menekşe renkte
olduğundan, bu çocuklar sizin aşına olduğunuz gibi İndigo Çocuklar
diye isimlendirilmektedirler.
Bizler bunun farkındayız ve İndigo Dergisi Ekibi olarak edindiklerimizi
okurlarımız ile birlikte aydınlanma yönünde paylaşıyoruz.
Evet. İşte bu çocukların sayısı yıllar içinde artış göstermektedir.
Bunlar ve çocukları sayesinde insan nesli gerçek inanç yönünden bir
bilinçlenme dönemine girecek, yani insanlar teknolojik ilerlemeleri
paralelinde, iman yönünden de bağnazlıklardan kurtulup gerçek inanç
düzeyine ulaşma sürecine girecek, yani kıyam edeceklerdir.
Teşekkür ederiz. Konumuza girersek vücudumuzu ve çalışma prensipleri
hakkında neler diyeceksiniz?
Bedenimiz,
doku-madde ve bu dokuya bilinçlilik halini, hareket etme özelliğini ve
yaşama gücünü veren enerji olmak üzere iki unsurdan oluşuyor.
Evet enerji kelimesini çok sık duyuyoruz.
İnsanda
var olan ruh dediğimiz bu enerji Allah Kaynaklı bilinçli bir enerji’dir.
Bu enerjiyi tanımlarken Allah Kaynaklı Bilinçli Enerji Havuzu “AKBEH”
deyimini kullanacağız. Zaten bu enerji, ayetlerde Allah’ın bedenimize
üflediği bir nefesi olarak simgeleştirilmiştir.
Her
insanın Allah Kaynaklı enerji havuzu olduğu gibi, Dünya’daki her cansız
diye tanımladığımız maddenin (taş, toprak), ve her bir canlının (virüs,
mikrop) da hatta şehirlerin ülkelerin kıtaların ve dünyanın da ayrı ayrı
Allah Kaynaklı enerji havuzları söz konusudur. Bir sarmal gibi iç içe
giderek kainatın AKBEH’ ini oluştururlar.
Allah, canlı ve cansız her şeyde ve her yerde diyorsunuz. Bunu biraz
açabilir misiniz?
Beyin, enerjisi ile tüm vücut birimlerini kuşatmış ve beynin enerjisi
tüm vücutta aynı enerjidir. Bunun gibi güneş de ışınlarını, yağmur ile
gönderilen su da hiçbir ayırım yapmaksızın iyi, kötü veya güzel, çirkin
her yere ve her şeye gönderilmektedir. İşte bu temel düşünceye dayanarak
diyorum ki; Allah da Allah Kaynaklı Enerjisi ile canlı ve cansız her
şeyde ve her yerdedir. Bu görüşümü şu Kur’an ayetleri desteklemekte ve
canlı ve cansız her yaratılmışın Allah’ı anmakta olduğu
belirtilmektedir:
|
“Yedi gök,
arz ve bunların içinde bulunanlar O’nu tespih
ederler/anarlar/dua ederler. O’nu övgüyle anmayan hiçbir şey
yoktur. Ama siz onların tespihlerini/anmalarını anlamazsınız.”
(A’raf
Suresi-44. Ayet) |
Beyin
ve Çalışma Prensibi
Beynimizin çalışma prensibinden bahseder misiniz?
Beynimizde
mutlak bir istirahat durumu söz konusu değildir. Mutlak bir istirahat
veya derin bir uykuda bile beynimizde bir aktivite hali vardır. Ve
beynimizde bireysel değil, ekip çalışması ve karşılıklı haberleşme,
dayanışma ve yardımlaşma vardır. Beyin bu çalışmasında temel olarak
vücudu canlı tutmayı, onu bedensel, duygusal ve bilinç/akıl yönleri ile
savunma birimlerini de güçlü kılarak da hedefler.
Vücudumuza
canlılığı veren elektrik enerjisi, vücudun genel koordinatörü olan beyin
kısmında üretilir. Sinir telleri ile taşınan bu enerji, bu tellerin son
uç noktaları olan snaps adını verdiğimiz noktalara ulaşır. Buradaki
enerji ise başka bir sinir hücresine, çizgili ve çizgisiz kaslarımıza,
salgı hücrelerine ve akciğer, karaciğer gibi organlara dağılarak
hücrelerin canlılığını ve çalışmalarını sağlarken bir yandan da tüm
sistemle arasında haberleşme ve iletişimi sağlar.
Kitabınız “Din ve Beyin” hakkında. Öyleyse beynimizin çalışma sistemi,
dindeki evrensel kurallarla nasıl ve hangi noktalarda örtüşüyor?
Gerek
beyin ve gerekse Kur’an’daki mesajları aracılığı ile din, yıllar içinde
benim saptayabildiğim şu 9 ortak prensipleri kullanmaktadırlar:
1.
Dağıtım eğrisi prensibi:
Her aktivite ve
özelliğin gerçekleşmesi, her çan şeklindeki dağıtım eğrisi temelinde
olur.
Bu
eğirinin başlangıç kısmı azlığı (eski ifade ile tefriti), orta ve geniş
olan kısmı doğru/orta yolu (ki buna Kur’an Sırat-ıl müstakim veya itidal
yolu demekte), sonraki bitiş kısmı ise fazlalığı, aşırılığı (eski ifade
ile ifratı) temsil etmektedir. Allah’ın doğadaki aktivite ve
özelliklerin dağıtımı temelde bu tanımlamaya göredir ve beyin de bu
prensibe göre işler.
Allah
aklımıza gelebilecek her bir özelliği bu şekilde dağıtmaktadır.

1) Bir
özelliğin aşırı derecede az veya ileri derecede bozuk olduğu birey
sayısı, miktarı
2) Bir
özelliğin orta derecede az veya bozuk olduğu birey sayısı, miktarı
3) Bir
özelliğin hafif miktarda az veya bozuk olduğu birey sayısı
4) Bir
özelliğin normale yakın, birey sayısı, miktarı
5) Bir
özelliğin normale yakın, birey sayısı, miktarı
6) Bir
özelliğin hafif fazla olduğu birey sayısı, miktarı
7) Bir
özelliğin orta derecede fazla olduğu birey sayısı, miktarı
8) Bir
özelliğin aşırı derecede fazla olduğu birey sayısı, miktarı
Bu
özelliklere istediğiniz her şeyi yerleştirebilirsiniz. Zeka, mal
varlığı, güzellik gibi.
Dolayısıyla yaradılış aşamasında, her insana yaradılış amacı
doğrultusunda kapasite, gücü doğrultusunda görev ve sorumluluklar
yüklenmektedir. Ve her birimizin sınavı da Allahın ölçütünde farklı
olacaktır.
2.
İkilem prensibi:
Beyin
daima ikiliden, iki yönlü aktivitelerden daima ve sadece bir yönlü olan
kararı seçer. Evet-hayır, hareket etme-etmeme, girme-çıkma, siyah-beyaz,
alma-verme vs den birini tercih eder. Dinde de Kur’an’daki mesajların
temelinde şu aktivitelerde ikilemlilik ve bunlardan seçim yapma özgür
iradesi bulunmaktadır:
Bu arada kitabınızda Bilim ve Dinde ikilem prensibi ile Din ve Devlet
işlerinde ikilem prensibinden de bahsetmişsiniz. İlginç gelmişti.
Evet açıklayalım öyleyse…
Bilim ve dinde ikilem prensibi:
A’lak-1-12 nci ayetleri ile Kur’an 3 emir
vermektedir. Bunların ilk 2’si “Oku”
ve “yine oku”,
3’ncüsü ise “Kalemle yaz”,
yani öğrendiklerini öğret demektir.
|
“Yeryüzünde iyice görenler için pek çok ayet
vardır. Sizin benliklerinizde de pek çok ayet bulunmaktadır.
Hala görmüyor musunuz?”
(Zariyat Suresi 20-21. Ayet) |
Yine
Yaratıcı Zariyat Suresi’nde biz insanları araştırmaya ve bilim yapmaya
yöneltmektedir. Böylece cehalet ve bilgili olma ikileminde yönlendirici
olmaktadır. Bu görüşü anlayan ilk Müslüman’lar 14 ncü asrın başlarına
kadar bilimi dinden öncelemişler ve bilimde Avrupa ülkelerine örnek
olmuşlardır. Maalesef bundan sonra din bilimden önce yer almaya
başlayınca Müslüman toplumlarda gerileme süreci başlamıştır.
Devlet
işlerinde ikilem prensibi için ise şunları söyleyebilirim:
Bakara ve Şuara Suresi
temelinde Kur’an demokrasi rejimini önermekte, biat etmeyi de oy verme
olarak vurgulamaktadır. Yine Kur’an, din konusunda kulu ile Kendisi
arasına kimsenin ve devletin de girmesine, din konusunda müdahaleci ve
dinin müteşabih özellikli ayetlerindeki mesajlar temelinde zorlayıcı
kurallar koymamasını istemektedir.
|
“Ya
Muhammed, idareci olarak halkına “Raina”, yani bizi davarları
güder gibi güt dememeleri için uyar. Sana “Unzurna”, yani bizi
dinle, görüşlerimizi göz önüde bulundur desinler.”
(Bakara Suresi-104.Ayet) |
Bu
durum, devletin dine dayalı hesap sorucu değil, insanların başkalarında
dine dayalı ön yargılar oluşturmaksızın dinin Müminliğe ait muhkem
emirleri serbestçe yerine getirmelerini sağlamakla yükümlülük sınırında
kalması demektir. Bu da gerçek bir laik uygulama demektir. Yoksa bağnaz
laiklik görüşünde olduğu gibi laiklik dinden uzaklaşma ve dini cahil
veya menfaatine kullanan dinci gruplara bırakmak değildir.
Atatürk bu
yanlışlığa şu sözü ile dikkat çekmiştir:
“Bazı kimseler çağdaş olmayı inançsız olmak
sayıyorlar. Asıl inançsızlık, onların bu inanışıdır”
Diğer ortak prensiplerin devamını ise şöyle sıralayabilirim:
3. Hedefi
gerçekleştirmek için beyin ve dinde araçlar ve yöntemler kullanma
prensipleri
4. Ayrı
gruplaştırmalar oluşturmama prensibi
5. Hakkın
dağıtımında adalet, eşit konumda olanlar için de eşitlik prensibi
6.
Kolaylaştırıcılık prensibi
7.
Denetleme, ödüllendirme-cezalandırma ve yardımlaşma prensibi
8.
Geleneklerden yararlanma ve taklit etmeme prensibi
9. Azı
karar, normali yarar, azın ve çoğun aşırısı zarar prensibi
Enerji
Katmanları
Sinir sisteminin çalışma prensibi hakkında neler diyeceksiniz?
Sinir
sistemindeki haberleşme, kimyasal bir reaksiyonun elektriksel enerjiye
dönüşmesi ve bu elektrik enerjisine dönüşmesi ve bu elektrik enerjisinin
birer elektrik kablosu olarak tanımlayabileceğimiz sinir telleri
üzerinden elektrik akımı şeklinde iletilmesi ile gerçekleşmektedir.

Her organ
ve tüm vücut kısımları aldıkları bu elektrik enerjisinin gücü sayesinde
kendilerine özgü bir frekans ile görevlerini yerine getirirler. Örneğin
elektroensefalografi aleti beyindeki, elektrokardiyografi ise kalpteki
mikrovolt değerindeki ve organlara ait olan bu elektriksel aktiviteyi
alıp kuvvetlendirmekte ve kaydedilebilir seviyeye getirmektedir. Tüm
hücreler sürekli bir elektriksel faaliyetin içinde olduğundan bu
manyetik alanlar, vücudun kişiye özgü manyetik alanını oluşturur.
Manyetik alan enerjisi ile AKBEH i nasıl ilişkilendirebiliriz?
Manyetik
alan enerjisi, her insana özgü olan ve vücutta elektrik enerjisi
şeklinde dolaşan AKBEH enerjinin (RUH dediğimiz enerjinin) bir yansıması
sonucu oluşur. Bu manyetik alan enerjisi ileride bir alet ile
belirlenebilirse ve her insanda farklı frekans ve özelliğe göre bir renk
ile gösterilecek şekle dönüştürülebilse, o zaman belki de her insana
özgü olan AKBEH’nun son puan durumu hakkında bilgi sahibi
olunabilecektir. İlahi mekanizma görevlileri (meleklerin veya ilahi
görevli ruhsal varlıkların) insanın AKBEH’unu değerlendirmede
kullandıkları yöntem belki de bu yöntemdir. Kur’an’da kişilerin iman ve
dolayısıyla puan durumlarını yüzlerinden tanınabileceğini, ancak bu
yeteneğin peygambere bile verilmemiş olduğu açıklanmaktadır.
“Biz dileseydik, onları sana gösterirdik de sen onları
yüzlerinden tanırdın.”
(Muhammed
Suresi-30. Ayet)
Statik enerjiden de bahsetmişsiniz kitabınızda...
Evet.
Toparlarsak insanda 3 enerji katmanı bulunuyor diyebiliriz. İlki
vücudumuzda dolaşan Allah Kaynaklı Bilinçli Enerji Katmanı ve bunun
vücuttaki etkisi olarak beyinden başlayan ve sinir telleri yolu ile
vücudumuzda akıp duran enerji katmanı, diğeri elektrik enerjisi ile
oluşmuş manyetik alan katmanı ve son olarak da statik (durağan) enerji
katmanıdır.
Statik
elektrik, günlük hayatımızda en çok karşılaştığımız elektrik
yüklemesidir. Örneğin sürtünme kaynaklı olan bu elektriği giyilip
çıkarılan elbiselerde, saçımızı tararken, araçlara binerken fark
etmişizdir. İşte vücudumuzda derinin dış yüzeyinde bulunan statik
elektrik özellikle ellerde, yüzde, başta ve ayaklarda daha yoğunlaşmış
halde yerini alır ve bir enerji kirliliği oluşturur.
Söyleşi gelecek sayıda devam edecek… |