|
Yazar: Nesrin
Dabağlar | Sayı
62 | Kasım 2010
Yılan Bilgeliği ve Pleiades
Geçmişimizde ne kadar çok yılan hikâyesi vardır; mitolojide,
destanlarda, tarihi eserlerde, hikâyelerde ve kutsal
kitaplarda… Havva’yı baştan çıkarıp cennetten kovduran yılandır. Ama
insanları iyileştirip şifalandıran Tıp Biliminin sembolü de yılandır.

Yılan bir
sürü yerde karşımıza farklı isimlerle çıkar:
Naga, Nagual, Nacaal,
Adder, Djedhi, Amarus, Levites, Ejderha, Ejder, Quetzlcoatl (Kukulkan),
Şahmeran, Serpent, Snake, Typoon, Nahaş…
Mısır firavunları Kobrayı
başlarında taşırdı. Tevrat’taki Nahaş kelimesi hem yılan, hem sırları
bilen anlamına gelirdi. Sümer’de Tanrı Enki’nin sembolü yılandır.
Tufanda Utnapiştim’i uyandırıp uyaran yılandır. Zeus ve Maia’nın oğlu ve
habercisi Hermes, yılan dolalı bir asa ile düşmanını yenmiştir. Güney
Amerika’daki kadim Meksika, Aztek, Toltek, Maya uygarlıklarının gökten
gelen tanrıları yılandır. Eski Türk inanışlarında Ejderha; kutsal,
göksel ve iyi bir varlıktır.
Kundalini;
üç buçuk kez (yedinin yarısı) kıvrılıp uyuyan spiral bir yılan demektir.
İnsanın içindeki ateşi göstermek üzere Kundalini kelimesi kullanılır.
Bireysel uyanışın, aydınlanmanın ve bilgeliğe ulaşmanın sembolüdür.
Mısır’da Roma’da resmedilen kanatlı yılan Kundalinidir. Uyuyan spiral
bir yılan…
Bütün bu mitsel kalıtlara
göre yılan; bugünkü kötü imajına inat, aslında yaşamın öz ateşi ve
bilgelik sembolüdür. Işıktan dünyaya, yani maddeye inişin başlangıç
noktasında bir yılan; çöreklenmiş ve kıvrılmış oturuyor sanki.
Etimolojik açıdan Evren
sözcüğü ‘eviren’, ‘çeviren’ anlamına
gelir. Eski Türkler ve Çinliler’de gök çarkının/çarklarının döndüğü
kabul etmekte ve onlar gök kubbenin en alttaki çemberini bir çift gök
ejderinin çevirdiğine inanmaktaydı. Ejder gök çarkını ve buna bağlı
olarak da ‘yaşam
çarkı’nı çevirmekteydi. Böylece Eski
Türklerde ‘ejder’ de
evren olarak adlandırılmıştır.
Eski Anadolu antik
edebiyat el yazmacıları tarafından anlatılanlara göre, bir zamanlar
Anadolu’da tanrısal bilgeleri doğuran kadın,
yılan
olarak görülüyordu. Ve
oturduğu kentin adı Piytion’du. Pi sözcüğünün anlamı ‘baba’dır. Sözcüğün
to eki ise ‘sen’ demektir. Pito yani senin baban, senin atan
anlamındadır. Piyton kenti ise senin babanın, senin atanın oturduğu kent
anlamındadır.
Mitolojide Tanrıça
Gaia’nın da yılanları vardır. Kadın Tanrıçaların elindeki bu yılanları
Zeus ele geçirmiştir. Apollon ve Zeus’la süreç, artık erkek egemen
duruma geçiştir. En baştan beri Babil, Mısır, Girit, Anadolu’da da eski
inançlar içerisinde kadın tanrıçalar yılanla bir tutulmuştur. Bilgelik
ve bilicilikle
yılan,
ilişki halindedir.

Hindistan’da insiye bilgelere ve kâhinlere, ‘akıllı yılanlar’ anlamına
gelen ‘Nagalar’ denirdi. Alnın tam ortasına sembolün konması,
yılan gibi akıllı olmak için iç psişik melekelerin kullanılmasını
ifade ederdi. Mister Okulu’nun sadece en yüksek inisiyelerine
yılan başlığı takma izni veriliyordu. Başını kaldırmış yılan,
aşağıdan yükselen kundalini, Yılan Ateşi’ni
sembolize ederdi. Kundalinin yükselmesi ve üçüncü göz’ün açılmasıyla
kişi büyük bilgeliğe ve spiritüel yaratıcı güce ulaşır; her şeyin
sonsuzluğu bilinir olurdu.
Hint
yazmalarında ve efsanelerinde Naga ırkı, yeraltında yaşayan ve yüzeyde
insanlarla irtibata geçen bir yılansı ırktır. Bu yılanların kimilerinin
insana dönüştüğü yazar. Hint yazmalarında bunlardan başka Sarpa denen
bir başka yılansı ırktan daha söz edilir. Ayrıca Hint okyanusu civarında
ve sonradan denizin dibine batmış bir ülkede var olduğu söylenen bir yılan
krallığının
bahsi geçer.
Antik Kolombiya
mitolojisinde de ilksel kadın olan Bachue; büyük bir yılana dönüşür ve
bazen ‘ilahi
yılan’
olarak adlandırılır.
Tevrat’ın içinde adı
geçse de kendisi ortada olmayan kayıp kitaplarından Yaşer’in Kitabı’nda
Masonik dinin kurucusu sayılan Nemrut’tan ve insanlığın yaratımında söz
sahibi olan bir yılan-ırkından
söz edildiği iddia edilir.
Aborjinlerde pek çok tanrı yılan isimleriyle tanımlanır. Ungud bazen
dişi bazen erkek olan bir yılan tanrıdır.
Wollunqua (yağmur ve
bolluk) bir yılan tanrıdır.
Atina’nın ilk kralı olan
efsanevi Cecrops yarı insan yarı yılan
olarak bilinir. Yunan mitolojisindeki birçok Titan ve dev kanatlı
insansılar şeklinde karşımıza çıkarlar. Tek farkları bacak yerine
yılansı gövdelere sahip olmalarıdır; ejderha şeklindedirler. Örneğin
Boreas, kuzeyin soğuk rüzgârını getiren ve yılan gövdesine sahip olan
kanatlı bir Yunan tanrısıdır.

Afrika’daki bazı
geleneklerde şamanların, derin ezoterik bilgi öğreten bir
yılan-ırk
olarak tanımladıkları Chitauri’lerden ders aldıklarına inanılmaktadır.
Güney Amerika Uygarlıklarında Yılan
Afrika’daki bu inanç,
Amerikan yerlilerinin dimethyltryptamine içeren
ayahuasca
uyuşturucusuyla yaptıkları çalışmaların içeriğine benzerdir. Bu bitkiyi
kullanan yerli Amerikan şamanların çoğu, yılansı ve uzaylı benzeri
varlıklarla iletişime geçtiklerine ve onlardan ders aldıklarına
inanmaktadırlar.

Mixcouatl,
Aztek Savaş ve avcılık tanrısıdır. Bulut yılanı anlamına gelir.
Tezcatlipoca’nın aldığı isimlerden biridir. Toltek, Aztek, Maya
tanrılarının birçoğu yılanla sembolize edilmiştir.
Mark Amaru Pinkham’a
göre; Nagual kelimesi yılan demektir. (Bilgelik
Yılanlarının Dönüşü adlı kitabın yazarıdır)
Toltek bilgeliği
öğretilerine göre; ( Carlos Castaneda Kitapları) Nagual kelimesi,
doğaüstü güçlere ve bilgeliğe sahip olan büyücü anlamında kullanılır. (
Nahuatl dilinde Nagual kelimesinin tıpkı Mason kelimesi gibi,
İnşaatçı Ustalar anlamına gelmesi ilginç bir benzerliktir) Kendi
dünyasal âlemimiz dışında başka dünyalarda yaşama yeteneğine ise,
Nagual’a geçmek denir. Evrenden akan enerjiyi aktığı gibi görebilmek
ve dünya dışı güç alanında yaşamak olarak tanımlanan Nagual olma durumu,
insan biçiminden çıkıp farklı varlıklara dönüşebilme yeteneğidir. Yaqui
kızılderilisi Don Juan Matus’a göre eski şaman kadim atalardan kalan bu
öğretinin sırları, insanbilimci Carlos Castaneda tarafından bir kitap
diziniyle anlatılmıştır. İlk kitap Don Juan Öğretileri,
sanrılandırıcı bitkilerin kullanımıyla geçilen olağandışı zihin
hallerini ayrıntılı olarak anlatır.
Toltek
başkenti olarak kabul edilen Tula'daki en çarpıcı eserlerden
biri, Atlant denilen dev taş heykellerdir. Bunlar alçak bir piramit
platformunda duran, muhtemelen vaktiyle bir tapınağın çatısını taşımakta
olan, yani sütun görevi gören heykellerdir. 4.6 metre yüksekliğinde,
tüylü saç modeli olan ve mızrak taşıyan bu heykeller, eski Amerika
uygarlıklarında genel bir ilah olan ve bu kentte bazen Toltek
hükümdarlarıyla, bazen de sabahyıldızı özdeşleştirilen Quetzalcoatl'ı
(tüylü yılan) temsil eder. Bu ad, Toltekler ve Aztekler'de ‘sakallı
yılan’ anlamına gelir. Buradaki sütunlardan bazılarına, mimari örnek ve
damgalara, Yucatan'daki Chichen Itza bölgesinde de rastlanır.
Azteklerin anası
Coatlicue, Tula kenti yakınında
Yılandağ (Coatepek)
tepesinde bir tapınağı süpürürken gökten bir tüy topu düşmüş ve onu
bağrında saklayınca Huitzilopochtli’ye hamile kalmıştır.
(Tula kenti için bir not:
Astrolojik çembere göre 3
derece boğa burcu, Krittika denilen bizim Pleiades
(Süreyya) diye tanıdığımız takımyıldıza karşılık gelmektedir ve akrep
burcunun (Vishakha) 3 derecesi ise Sanskrit dilinde Tula diye
adlandırılan bizlerin terazi burcunun kuzey ve güney ucu diye bildiğimiz
noktaya denk gelmektedir.)
Tüylü yılan Quetzalcoatl
birçok efsanede yer almış, hatta İspanyollar kıtayı işgale geldiklerinde
Quetzalcoatl ile ilgili efsanelerden ötürü yerliler bu istilacıları
saygı ile karşılamışlardı.
Çin Mitolojisinde Yılan
Çin
Mitolojisinde de ilginç göksel ve yılan hükümdarlar vardır. Amerikalı
mitoloji uzmanı Joseph Campbell ‘Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ adlı
kitabında ‘Ulu Üçler’ diye adlandırılan ve M.Ö. yaklaşık 3000 - 2500
yılları arasında yaşadıkları söylenen üç imparatordan bahsetmektedir.
Üçü de bazı olağanüstü özelliklere sahiptir. Fu Xi "Göksel İmparator"
diye bilinmektedir. Rahme düşüş hikâyesi mucizevî nitelikler
göstermektedir. 12 yıllık bir gebelik döneminden sonra doğmuştur. İnsan
kolları ve öküz başı taşıyan bir yılan vücuduna
sahiptir.

Fu Xi'den
sonra insanları onun halefi ‘yersel imparator’ Shen Nong yönetmeye
başlamış. Shen Nong boğa başlı, insan vücutluymuş. Mucizevî bir ejderin
etkisiyle meydana gelmiş. Bundan utanan annesi, bebeği bir dağ kenarına
bırakmış fakat vahşi hayvanların onu besleyip koruduğunu öğrenince eve
götürmüş. Çin tıbbının temeli de bu imparatora dayanmaktadır. Shen Nong,
yetmiş zehirli bitki ile panzehirlerini keşfetmiştir.
Karnına bir cam dayayıp
her bitkinin sindirilişini oradan izleyebiliyormuş!
Shen
Nong'dan sonra Huang Di, yani ‘sarı imparator’ yönetime geçmiştir. ‘sarı
imparator’ denmesinin nedeni şudur: Annesi Chao Tian eyaleti prensinin
bir metresiymiş. Büyük Ayı takımyıldızı çevresinde göz alıcı altın bir
ışığa rastlayınca gebe kalmış.
Huang
Di'nin de olağanüstü özellikleri vardır. Yetmiş günlükken konuşmaya
başlamış, on bir yaşında tahta çıkmış. Fakat en ayırt edici özelliği düş
görme gücüymüş. Ona " düşler imparatoru " denmesi daha uygun olurdu!
Huang Di, uykuda, en uzak bölgeleri ziyaret edebilir ve doğaüstü
dünyadaki ölümsüzlerle konuşabilirmiş (Toltek bilgeliğindeki en
önemli bilgilerden birisi de rüyaların başka dünyalara gitmek için
kullanıldığıdır).
Tahta çıktıktan sonra tam üç ay süren ve kalbini denetleme dersi aldığı
bir düş görmüş. Bir üç ay daha süren bir düş gördükten sonra, insanlara
‘öğretme gücü’yle geri dönmüş. Onlara, doğanın güçlerini kalplerinde
denetlemeyi öğretmiş.
Hermetik Bilgilerde Yılan ve
Yedi Irk
Hermetik bilgilere
göre
fiziksel âlem, süptil âlemin aynasıdır ve ruhlar bir zaman sonra büyük
ışığa doğru çekilirler, onlara yol gösterilir. Evrende
kozmik yasalar işlemektedir. Hermetizme
göre eski
insanların kökeni Dünya-dışı’dır.
Hermetika adı verilen bilgilerin, eski Yunanca ve Latince yazılmış
eldeki parçaları bütününe verilen ad; Zümrüt Tabletler’dir.
Hermes-Thot’un öğretisine ait kimi
metinler - İskenderiye yangınından ve bağnazların ellerinden
kurtulabilmiş bilgiler - bir miktar anlam kaybına uğrasa da,
Kilise’nin
tüm çabalarına rağmen Avrupa’da yayılmayı başarmıştır.
(Resimdeki
Hermes önlüğü Mason önlüğüyle çok benzerdir!)
Hermes’in
(Hermes’in Toth ile aynı kişi olduğu söylenir) Zümrüt tabletlerinin
bilgilerine göre; meditasyon ve duaya yönelen Hermes’e bir ejderha
görünmüştür. Anlatılanlar şöyledir:
Bu
suret kanatları gökyüzünü kaplayan, bedeninden her yöne ışıklar saçan
Yüce Ejderha’ydı. Yüce Ejderha,
Hermes’e
adıyla seslendi ve ona Dünyanın Gizemi hakkında neden düşündüğünü sordu.
Gördüğü şeyle dehşete kapılan
Hermes ejderhanın önünde kendini
yere attı ve kim olduğunu açıklaması için ona yalvardı. Yüce Varlık,
kendisinin Poimandres, Evrenin Aklı, Yaratıcı Zekâ, her şeyin
Mutlak Hâkimi olduğunu bildirdi.
Bunun
ardından Poimandres hemen şekil değiştirir. Durduğu yerde göz
kamaştıran, nabız gibi atan bir Nur vardır. Bu Işık, bizatihi Yüce
Ejderha’nın ruhani doğasıdır. Hermes görkemin ortasında ‘yükseltilir’
ve maddi evren onun bilincinden silinir. Hızla koyu bir karanlık çöker
ve karanlık genişleyerek Işık’ı yutar. Her şey sarsılır. Etrafında suya
benzer bir töz girdap halinde döner ve ondan dumana benzeyen bir buhar
çıkar. Etraf dile gelmez iç çekişlerle ve acı haykırışlarla dolar, bu
sesler sanki karanlık tarafından yutulan Işık’tan gelmektedir. Aklı
Hermes’e ışık’ın
spiritüel evrenin şekli olduğunu ve dönen karanlığın onu yutan maddi töz
olduğunu söyler.
Yine Hermetik
bilgilere göre:
“Doğanın
Semavi İnsan ile evliliğinden, hepsi iki cinsiyetli, hem erkek hem kadın
olan ve iki ayağı üzerinde duran ve her biri Yedi Yöneticiden birinin
doğasına sahip yedi insan doğurdu. Bunlar, yedi ırk, yedi tür ve yedi
çarktır. Yedi insan bu şekilde yaratılmıştır. Toprak dişil element ve su
eril elementtir; ateş ve esîrden ruhlarını aldılar ve Doğa insan türünde
ve suretinde bedenler yarattı. Ve insan Yüce Ejderha’nın Hayat ve
Işık’ını aldı. Ruhu Hayat’tan ve Aklı Işık’tan yapıldı. İçinde
ölümsüzlük olan ama ölümlülükten de pay alan bütün bu birleşik
yaratıklar, bir süre bu hal içinde devam etti. Kendilerinden kendilerini
yarattılar, çünkü onlar hem dişi hem erkekti. Fakat dönemin sonunda
Kaderin düğümü Tanrı
tarafından çözüldü ve her şey serbestleşti. Ve Tanrı bunu
söylediğinde,
Takdiri İlahi Yedi Yöneticinin yardımıyla cinsiyetleri bir araya
getirdi, onları birbirine karıştırdı, kuşakları yarattı ve her şey kendi
türüne göre çoğaldı. Bedeni severek bağlanma hatasına düşenler ölüme ait
şeyleri hissederek ve onlardan acı duyarak karanlıkta dolaştı, fakat
bedenin ruhun tabutundan başka bir şey olmadığını kavrayanlar
ölümsüzlüğe yükseldi.”
(Hermes’in Zümrüt Tabletlerinin,
yani Toth’un Ölüler Kitabı’nın masonların elinde olduğu iddia ediliyor.
33 sayısı Masonlukta, üstatlığı temsil eder. Alcyone, Pleiades’teki en
parlak yıldızdır ve böylece Alcyone 33 derecedir – mistik temel rakam.
Master ikiye bölününce Ma / Ster olur ve anlamı Ana Yıldız (Mother Star)
demektir. Böylece Alcyone Ana Yıldızın sayısıdır – 33 derece)
Bu kadar
çok yılan sembolü ve tanrısının özellikle insanın yaratılışı ve
bilgeliği ile ilgili mitlerde yer alması sadece tesadüf olabilir mi?
Medusa,
gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli,
dişi canavardır. Perseus, Medusa’nın
başını kestiğinde Poseidon'dan olan çocukları Pegasus ve Chrysaor dışarı
fırlamıştır. Kandamlaları Libya çöllerinde
birer yılana dönüşmüşlerdir. Daha sonraları bu yılanlardan biri Mopsus'u
öldürmüştür.

Bütün
yaratılış efsanelerinde ve kutsal kitaplarda göklerden inen yılan
biçimli tanrıların üstün özellikleri vardır. Yılan tanrılar yeryüzündeki
insanlara, bilginin yolunu, teknolojiyi, inşaatçılığı, alfabeyi,
astronomiyi öğretmiş, hatta tufandan kurtarmıştır. Bu yılan tanrıların
mitsel hikâyelerinin hemen hepsinde, gökten inen bir ışıkla gebe kalan
dünyalı dişilerden bahseder.
Yılan Tanrılarla Pleiades
Bağlantısı
Bütün eski efsanelerdeki
mitsel yılanlar, göklerle bağlantılıdır ve uzaydan gelip uygarlık kuran
(Extra-terrestrial) varlıklardır. Atlantis’teki yıldızlararası
yılanlardan bazılarının Pleiades’ten geldiği söylenir. Bu androjen (çift
cinsiyetli) yılanlar, kutsanmış yedili diye bilinir (Yılan söz konusu
olduğunda ilginç bir şekilde yedi sayısı gündemdedir).

Pleiades’lilerin
insanoğlunun zihnine kıvılcım aşılamak için dünyaya yolculuk yapmış
oldukları iddia edilir. Bu konuda özellikle Cherokee yerlilerin
kayıtlarında bulunan söylemler anlamlıdır.
Pleiades görevlilerin
yeryüzü üzerinde İnsan topluluğu ile eşleştikleri ve onların soyunun
Atlantis’te devam ettiği söylenir. Benzer bir şekilde Yunanlı tarihçi
Diodorus; Pleiadesli yedi kız kardeşten ikisi olan Celoene ve
Alcyone’un, Atlantis kralı Poseidon ile çiftleştiği ve onların
çocuklarının da Atlantis sakinleri olduklarını anlatmıştır.
Pleiades yıldız sistemi, Ülker,
Süreyya, Pervin olarak da anılır. Bir açık yıldız kümesidir. Boğa
takımyıldızında (Taurus) bulunur.
Dünya'ya en yakın açık
yıldız kümelerinden ve büyük ihtimalle de en ünlü ve çıplak göze en
güzel gözükenlerdendir.
Ülker'in görünen yıldızları Yedi
Kızkardeşler olarak da bilinir. Güneş
sistemimiz her 25.860 yılda bir Pleiades çevresinde bir tur dönmektedir.
Pleiades üzerinde yapılan astronomi çalışmalarına göre Güneş sistemimiz
ve başka birtakım sistemler, Pleiades sisteminin bir parçasıdır.

Bu sistemin döngüsüne göre on
binlerce yıl Galaktik gece denilen karanlık çağı yaşadığımız, 2000 yıl
kadar da ışık çağını yaşayacağımız iddia ediliyor. Bazı bilim adamları
tarafından kıyamet zamanı ya da Maya takvimindeki zamanın sonu diye
tanımlanan döneme girmek üzere olduğumuz söylenmektedir (Bkz:
Foton Kuşağı Etkisi).
Foton kuşağı diye adlandırılan bu
iddialara
göre; bu süreç 2012 yılında başlayacak ve dünyamız büyük bir enerji
kuşağının içine girecek ve uyanış çağı başlayacaktır.
Bir önceki foton çağı döneminin Atlantis
zamanına rastladığı iddia edilmektedir. Işık bölgesine geçiş sırasında
tüm teknolojinin duracağı, buna karşın insanların özel yetenekler
kazanacağı, DNA sarmalının değişerek, uyuyan hurda genlerin devreye
gireceği iddia edilmektedir.
(Bkz:
Kader DNA’nın Neresinde).
Yıldız aktivasyonu, Güneş
Sistemimizin Pleiades (Alcyone yıldızı), Sirius, Arcturus, Orion ve
Andromeda ile aynı sıraya dizilmesi ile başlayacaktır. Bu kuşağa
girildiğinde, şu anda bulunduğumuz 3. boyuttan 5. boyuta yükseleceğimiz
iddia edilmektedir.
Bütün kültürler boyunca
tarih şiir ve mitolojide kozmik objelerden en çok vurgulanan Pleiades:

Yedi Kızkardeşler,
Krittika, Kimah, Güvercinlerin Sürüsü, Tavuklar, Bahar Bakireleri,
Denizcinin Yıldızları ve Atlantisli Kızkardeşler gibi isimler;
Pleiades’in görünür yedi yıldızlarının adlarıdır. Pleiades, Kuzey
Amerika’daki Sibirya’daki ve Avustralya’daki insanlar tarafından Yedi
Kızkardeşler olarak bilinir ve bu onların 40.000 yıl daha önceden
anlatıldığı demektir.
M.Ö. 2357 yılı Çin
yargılarında beliren astronomik edebiyatta adı ilk geçen yıldızlar
arasında Pleiades görünmektedir. Alcyone, ilkbahar gündönümüne en yakın
olmasıyla en parlak yıldızdır.
Yaklaşık 25.900 yıllık
uzun dönem dönüşü için Pleiades Yüce Yılı, onları yılı başlatma konusuna
kadar yükseltmiştir.
Giza Büyük Piramidinin yedi odasının bu
yedi kız kardeşleri anımsattığını, 19.Yüzyılın sonlarında Profesör
Charles Piazzi Smyth önermiştir. Büyük Piramidin bitirilme tarihi, kış
gündönümünün gece ortasında Pleiades, Alcyone ile tam aynı çizgide bu
piramidin boylamı üzerinde yayıldığı dönemdir.

Alcyone, Araplar
tarafından Al Wasat, yani merkezi olan ve Babilliler tarafından ise
Temennu, yani kuruluş taşı olarak adlandırılmaktaydı. Musevilerin
kutsal şehri Sion- Zion ismi, sadece tesadüf müdür?
Mezo-Amerikanın Mayaları,
uygarlıklarının tohum yatağı ve ışığın kodlarını çocuğuna veren kozmik
yıldız ana olduğu için Pleiadesi cranary (anlamı yüksek nitelikte tohum
üreten bölge) diye adlandırmaktaydılar. 10 Merovenjler, ( Troyanın Kralı
Priamın oğlu) Prens Paris’ten sonra Parisi kurdular ve kente onun adını
verdiler. İlyada’daki Elektra (Pleiades takımyıldızındaki 7 kız
kardeşten biri) Troya soyunu kuran Dardanosun anasıydı (bir başka
Pleiades bağlantısı).
Gizemli
Yılan Bilgeliğinin kaynağı gerçekten Pleiades midir emin olmak çok zor.
Bilim kabul etmeden söylenenler iddiadan ve düşlerden ibaret olacak.
Pleiades yıldız sisteminin evrensel mirasın odağı olduğu konusunda
efsaneler, mitler ve kutsal kaynaklardaki şifreli ifadelerin bu kadar
benzer olması şaşırtıcıdır. Yılan sembolünün bilgelik ve aydınlanma ile
ilişkisi, ustalığı ve İlahi bilgiyi bu kadar içermesi, yıldızlarla
bağlantısı araştırmaya, düşünmeye gerçekten değer kanımca…
Nameste
Mavi Gezegenden Sevgili
Işık Kardeşim – Pleiades - Pervin Cülcüloğlu’na ithafımdır. |