Türkiye   ▪   Dünya   ▪   Bilim   ▪   Sağlık     Kültür Sanat     Çevre   ▪   Eğitim   ▪   Çocuk      Röportaj      Yaşam   ▪   Astroloji   ▪   Foto   ▪   Video

Anasayfa

Künye

Üyelik

Abonelik

Arşiv

Reklam

Yazarlık

İçerik Politikası

Telif Hakkı

İletişim

İndigo'da Ara

Yazar: Özgül Süsler  Sayı 78 | 1 Mart 2012 00:00 UTC+2

Sabır ve Tahammül Arasındaki İnce Çizgi

Sabır ve tahammül günlük hayatımızda çok fazla kullandığımız iki önemli kelime. Anlam bakımından çok yakın gibi görünseler de hissediş, uygulama ve geleceği yaratırkenki etkileri bakımından aralarında dağlar kadar fark vardır.

Sabreden insan, Kendi değerinin farkındadır, tek olduğunu, özel olduğunu bilir. Kimseyi kendinden üstün görmez. Kendisini de kimseden aşağıda görmez. Hayatındaki insanların onun hayatında ve kendisinin de diğer insanların hayatında bir tesadüf eseri bulunmadığını bilir. Bu yüzdendir ki hayat öğretmenlerine ve öğretmenliğine saygı duyar. Gözünü geleceğe dikmiştir. Bir hedef koymuştur. Hedefe ulaşmaya çalışırken karşısına çıkan engellere, sorunlara çözüme odaklı bir yaklaşımla, sukunetle sabreder. Hedefe ulaşmak için geçen zamanın boşa geçen zaman olmadığını bilir. Bu zaman süresince, hedefe ulaştığında, ulaştığı hedefteki verimliliğini arttıracak donanımları biriktirir türlü sınavlarla. Eğer niyet ederse ve kararlı davranırsa, ihtiyacı olan her neyse, ihtiyacı olduğu zamanda, ihtiyacı olduğu şekilde kendisine ulaşacaktır.

Sabreden insan, bir hedef koyamadığı, kararsız olduğu zamanlarda da sabreder. Bu sefer  doğru olana karar vermek için, doğru hedef koyabilmek için sabreder. Bu süreçte Yaratandan, rehberlerinden, evrensel sistemden, meleklerden, iç sesinden, özünden (adına ne derseniz, nasıl rahat hissederseniz) doğru karar vermesini destekleyen işaretler bekler. Beklentisi bazen ani bir ilhamla, bazen yaşanan bir olayla, bazen çevresinden duyduğu, basit bir sözle  gerçekleşir. Gelen mesajları doğru okur ve anlamlandırırsa karar vermekte zorlanmaz. Karardan sonra koyduğu hedefe giden yolda sabrederek selamete ulaşır.

Tahammül eden insan ise kurbandır. Korku doludur. Diken üstündedir. Kaybetmekten korktuğu bazı şeyler uğruna, başka bazı durumlara katlanır, tahammül eder. Hayatın akışında sürüklenir. Fakat sürekli de şikayet eder. Hedef koyamaz. İçinde bulunduğu, hoşlanmadığı durumun değişeceğine dair inancı cılızdır. “İstiyorum” der ama aslında “istediğim şeyi hak etmiyorum” diyen bir kök inanca sahiptir. İstediklerini elde etmek için sabır yerine tahammülü seçmesinin sebebi de bu değersizlik inancıdır. Tahammül ettiği durumlarda kendini hiçe saydığı için özüyle çelişir. Tahammül etmesine sabredemeyen özü üzerine yük olur. Bu yükü kaldırmanın tek yolu sorumluluğu kendi üzerinden ötelemektir. Ötelemenin de en güçlü adresi kaderdir. “ Bizim kaderimiz de bu ne yapalım, sabredeceğiz” der. Ama onun sabır dediği tahammülün ta kendisidir.

Sabretmek ve tahammül etmek birer tercihtir. Durumlar aynı olsa bile sabreden insanın davranışı ve hissiyatı ile aynı duruma tahammül eden insanınki birbirinden farklıdır. Ve sabreden insan ile tahammül eden insanın kendi geleceklerini yaratma potansiyellerinde de çarpıcı farklar vardır. ( Ben sabretmek ve tahammül etmek olarak kıyasladım. Siz aynı tanımlara farklı adlar verebilir hatta görüşünüze göre sabır ve tahammül sözcüklerinin yerlerini değiştirebilirsiniz. Dikkat çekmeye çalıştığım nokta içerikteki farklılıklar)

Gelin bunu bir örnekle açıklayalım;

Durum: İş yerindeki koşullardan, patronundan ya da ortağından memnun olmayan bir insan düşünün. 

Bu insan sabretmeyi tercih eden bir insansa, öncelikle o anda  içinde bulunduğu koşulları kabul eder. İş yerinde bulunduğu süre içerisinde işini en iyi şekilde yapmaya çalışır. Anlaşamadığı, sıkıntı yaşadığı konularla ilgili kendini muhatabına ifade edebileceği bir ortamı temiz bir niyetle diler. Ve bu ortam kendisi tasarlasa asla olmayacak şekilde bir mükemmeliyetle gerçekleşir. (tecrübeyle sabit) Kendisini sakin net ve saygılı bir üslupla ifade eder. Sonucu görene kadar da  yine işini en iyi şekilde yaparak sabreder.

Muhatabıyla ciddi bir frekans uyum problemi yaşıyorsa, kendini ifade etmesinin sonuç getirmeyeceğini anlar ve artık boşa kürek çekmez. Susar. Affeder. Sabırla yeni bir iş için samimi dileklerini evrenin dilek kutularına gönderirken, yine işini iyi bir şekilde yapar , yeni ve istediği gibi bir iş için gerekli girişimlerde bulunur. Karşısına çıkacak fırsatları bekler. İşinden çıkıp evine gittiği zaman iş sorunlarını bir gömlek gibi işyerine asar ve bırakır. Özgürdür. Elinden geleni yapmasına rağmen, gelişmeler işinin sonlanması ve ya ortağıyla yollarını ayırmasına kadar giderse, yeni ve istediği gibi bir işin gelmekte olduğundan emin, verdiği kararın sorumluluğunu sonuna kadar üstlenerek, orada öğrendiği her şey için şükrederek ve ayrıldığı yerde gün geçtikçe daha çok hissedilecek  bir boşluk bırakarak gider.   

Söz konusu insan aynı durumda tahammül etmeyi tercih ederse; hayatı kendisine zehir etmenin ilk adımını atmış olur. İşine odaklanamaz. Fakat aynı zamanda işini kaybetme korkusu düşüncelerine hakim olduğundan, hata yapmaktan çekinir. Fakat bu düşünce ve duygular onun daha fazla hata yapmasını kolaylaştırır. Bir taraftan muhatabına (patronuna ya da ortağına) içten içe öfkelenir, bir taraftan da muhatabının kendisine öfkelenmesini engellemek için onun olmasını istediği gibi davranmak zorunda hisseder kendini. Patrondur ne de olsa ve üstündür doğal olarak. Buradaki yaman çelişkiyi fark edebiliyor musunuz?  

Tahammül eden insan asla özgür olamaz. İşi bittikten sonra evinde televizyon izlerken bile tahammül etmek zorunda olduklarından dolayı kadere kızarken bulur kendini. Değerinin farkında değildir. İlahi sisteme geleceği yaratmak adına gönderdiği mesajlar bulanıktır. “İstiyorum”- “Hayır hayır ben sorunlarımın çözülmesini hak etmiyorum” yada “Yeni  ve istediğim gibi bir işi hak etmiyorum”- “Bıktım ben bu işten, yenisini istiyorum”- “Hayır hayır bu işten başka şansım yok bunu elimde tutmalıyım”- “kesinlikle istiyorum”- “ Hayır hayır önce yeni bir iş kurmak için paraya ihtiyacım var. Ama ben o kadar parayı bulamam ki.” Dilek kutularında biriken çelişkili mesajlar ilahi sistem tarafından değerlendirmeye alınır.

Çıkan karar şudur:

“Mesajları gönderen kişinin tahammül ettiği olayların şiddeti arttırılacak. Kişi bu yolla sıkıştırılarak isteklerini netleştirmesi ve kendi değerini fark etmesi için zorlanacak” 

Ve karar uygulamaya konulunca kişi şarkısını söylemeye başlar: ” Ben ne yaptım kader sana / Mahkum ettin beni bana / Her nefeste bin sitem var/ Şikayetim Yaradanaaa/ Şaşıran sen mi yoksa ben miyim bilemedim/ Öyle bir dert verdin ki kendime gelemedim/ Çıkmaz bir sokaktayım yolumu bulamadım of ooof” J

Sabreden insanı sabrın sonunda kucaklayan sonuç selamet olurken, tahammül eden insanı bekleyen şey  huzursuzluğun eşlik ettiği, kaderin kancasına takılı bir yeni tahammüller zinciridir. Fakat şu da yadsınamaz bir gerçek ki; Sabretmeyi öğrenmenin yolu, sonu hep hüsranla biten tahammüller yaşamak ve bu yolun yanlışlığını bizzat yaşayarak anlamaktır.

Yazımı İndigo Dergisi yazarlarından sevgili kalemdaşım Serpil Çavuşoğlu’nun yılın sözü ilan ettiği, Şems-i Tebrizi’nin bir sözü ile bitirmek istiyorum.

“Anladım ki: 

İnsanlar; Susanı korkak.

Görmezden geleni aptal.

Affetmeyi bileni, çantada keklik sanıyorlar.

Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.

Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..!”


INDIGO © 2005  http://indigodergisi.com

Son güncelleme: 03 Temmuz 2012 14:58


Tüm hakları İndigo Dergisi’ne aittir. Kopyalayabilmek için İndigo Dergisi Telif ve Kopyalama Kuralları'na uyulması yasal zorunluluktur. Emeğe saygı amacıyla yazının bütünü kopyalamak yerine linklerin, Facebook ve Twitter gibi sosyal medya alanlarında paylaşılmasını veya alıntılar yapılmasını rica ediyoruz.

   

 


Paylaş

YAZAR HAKKINDA

Özgül Süsler, 1980 doğumlu. 10 yıldır savaş sanatları ile ilgileniyor. Antrenör olarak çocuk, genç ve yetişkin öğrencilere savunma tekniklerini öğretti. Uluslararası bir kuruluşta güvenlik görevlisi ve resepsiyonist olarak çalışıyor. Biyografi


E-posta: ozgulsusler@hotmail.com


  Yazara ait son yazılar

 

• Dizi Setlerinde Kaybolan Çocukluklar

• Ölümün Yaşama Dönüştüğü Karar Ânı: Organ Bağışı

• İnsanlığımızın Kış Sınavı

• Kimsesiz Çocuklar için Sadece 5 Dakika!

• Nasıl İletişemiyoruz?

• “Kocasını Pişiren Kadın” Sahnede

• İklim Değişikliğini Siz Kontrol Ediyorsunuz!

• Cumhuriyetimizin 88'nci Yılında Birey, Millet ve Birlik Anlayışı

• Dikkat Bomba Olabilir!

• Öncelik Güncellemesiyle ‘Keşke’lere Son!

• Savaşmayı Bilmeyen, Barışı Temin Edemez

• Bizcillikle Birlik’te Dans Eder misiniz?

• Anadolu'da Genç Kadın Hareketi: Nar Taneleri

• Ninnilerinle Uyudum Birliğe Uyandım Anne


  En içok okunan yazılar

 

 

 

 Sosyal Medya

 ▪ İndigo Dergisi'ne Abone Olun

 ▪ İndigo İnteraktif'te Sohbete Katılın

 ▪ Twitter'da takip edin

 ▪ Facebook'ta takip edin

 

 

 

    

Kategoriler:

Hakkında:

Servisler:

Türkiye   ▪   Dünya   ▪   Bilim   ▪   Sağlık     Kültür Sanat     Çevre   ▪   Eğitim   ▪   Çocuk      Röportaj      Yaşam   ▪   Astroloji   ▪   Foto   ▪   Video

Künye  ▪  İletişim  ▪  İçerik Politikası  ▪  Telif ve Kopyalama Hakkı  ▪  Hukuki Şartlar & Gizlilik

Abonelik  ▪  Reklam  ▪  Arama Motoru  ▪  Arşiv  ▪  Üyelik

2005 © İndigo Dergisi