Alfred Adler, İnsan Çabalarının Temeli; Yetersizlik Duyguları

    Türkiye   ▪   Dünya   ▪   Bilim   ▪   Sağlık     Kültür Sanat     Çevre   ▪   Eğitim   ▪   Çocuk      Röportaj      Yaşam   ▪   Astroloji   ▪   Foto   ▪   Video

Anasayfa

Künye

Üyelik

Abonelik

Arşiv

Reklam

Yazarlık

İçerik Politikası

Telif Hakkı

İletişim

İndigo'da Ara

Yazar: Dr. Serdar Özdemir

Alfred Adler, İnsan Çabalarının Temeli; Yetersizlik Duyguları 

Psikodinamik kuramcılar, davranışı, kişide oluşan genelde bilinçdışı psikolojik dinamiklerin sonucu olarak kabul ederler.. Sigmund Freud psikodinamik kuramın yaratıcısıdır. Kendi zamanındaki fizik bilimi çalışmalarından esinlenerek psikodinamik kavramını oluşturmuştur. “Termodinamik” fizikte ısı ve mekanik enerjinin ne olduğu ve nasıl birbirine dönüştüğü konusunu incelemekte idi. Freud’da psikodinamiği, psişik enerjinin ne olduğu ve davranışa nasıl yansıdığını inceleyen bir çalışma olarak ortaya koymuştur..  

Freud ve onu takip eden psikodinamik kuramcılar bu psişik enerjinin kaynağı konusunda ayrılmaktadırlar. Freud bu enerjinin kökenini cinsellik ve saldırganlık içgüdülerinde ararken Karen Horney kişinin anne babaya olan bağımlılığı ile olan savaşımına bağlar. Psikodinamik kuramcılardan bir diğeri olan Alfred Adler ise kişide doğumla başlayıp ölünceye kadar var olan aşağılık duygusunun ve bundan kurtulma çabalarının insanın davranışlarına yön veren güç olduğunu söyler. Adler’in oluşturduğu kuramın adı “Üstünlük Arama Kuramı”dır. 

Üstünlük arama kuramı, Alfred Adler ve onu izleyenlerce geliştirilmiştir. Bu kuramın savı, insanın kişiliğinin, toplumun etkileri ve insanın toplum içinde yükselme çabaları ile oluştuğudur. Üstünlük arama kuramına göre, insanın güdülenmesinin temel kaynağı, üstünlük kurmak için çabalamasıdır. 

Alfred Adler (1870-1931), Freud ve Jung ile birlikte psikodinamik kuramın üç büyük temsilcisinden birisidir. Adler, dört yaşında iken doktor olacağını söylemişti.. Erkenden böyle bir karara varması, öncelikle yanı başındaki yatakta ölen kardeşinin üzerinde bıraktığı izlenimden, ikincisi hastalıklı annesini iyileştirme arzusundan, üçüncüsü de bizzat kendisinin raşitizmli, zayıf bir çocuk olmasından kaynaklanıyordu.. Çocukluğu mutsuzdu. Hastalıklar, ölümler, ağabeyine ve kardeşlerine karşı kıskançlıklarla örülmüş bir çocukluk yaşadı. Yeterince hareketli ve sağlıklı olmadığı için aşağılık duyguları içinde idi. Arkadaşlarının ve kardeşlerinin yanında yaşadığı bu duygudan kurtulmak için mücadele verdi ve sonunda kendisini onlara kabul ettirdi. Çocukluğunun sokakta geçtiği söylenebilir. Adler sonraları, insanları tanıyabilmesini salt “sokak çocukluğundan” gelmiş olmasına bağlı olduğunu sık sık yinelemiştir. 

Çocukluğu ve gençliği bir yandan trajediler bir yandan da zaferlerle dolu geçti.. Lisede pek başarılı bir öğrenci değildi.. Matematik öğretmeni ondan memnun olmadığını söyleyerek, ailesine, bir kunduracı yanına çırak olarak verilmesini önerdi. Babası bu öneriyi dinlemediği gibi Adler’i daha fazla çalışmaya teşvik etti. Adler kısa zamanda matematikte sınıfının en iyisi haline geldi.

Liseden sonra Viyana Üniversitesinde tıp okumaya başladı. 1895 yılında tıp eğitimini tamamladı, ihtisasını yapıp göz hekimi olarak, çalışmaya başladı.. Ancak bu onu mutlu eden bir çalışma alanı olmadı.

Adler daha sonraki dönemde asıl ilgi alanı olan, bedensel düzensizliklerle ilişkili olarak, psikoloji ile ilgilenmeye başladı.. 1902’de Freud ile tanıştı ve onun öğrencisi oldu.. Daha sonra başkanlığını yapacağı “Viyana Psikanaliz Enstitüsünü” birlikte kurdular.. Dehasına saygı duymasına rağmen, Adler’in görüşleri, Freud ile bazı noktalarda uyuşmuyordu. Bu yüzden aralarında çatışmalar yaşandı. Freud'un cinsel dürtünün rolü konusundaki görüşlerini paylaşmıyor, bireyin ruhsal yaşamının, herkesin çocukluğunda yaşadığı bağımlılık durumundan kaynaklanan aşağılık (eksiklik) duygusundan yola çıkarak anlaşılabileceğini düşünüyordu. 

1907’de “Organların Yetersizliği Üzerine İnceleme” adlı eserini yazdı.. Bu kitap Adler’in kuramına temel oluşturdu. Darwin’in o zamanlar egemenliğini sürdüren “Beceriklilerin ve güçlülerin yaşayacağı, beceriksizlerin ve zayıfların ise yok olup gideceği” öğretisi dikkate alındığında Adler’in incelemesinin adeta devrim niteliği taşıdığı anlaşacaktır. 

Adler’in gözlemlerinin odak noktasında kalıtsal yetersiz organların zamanla güçsüzlüklerini dengelemekle kalmadığı, hatta aşırı derecede fonksiyonel bir (denge) sağlayabildiği ve dâhice denilebilecek fonksiyonel bir üstünlüğe kavuşabildiği görüşü yer almaktaydı. Adler, kitabında kekeme Demosthenes’in büyük bir hatip, Schuman ve Beethoven gibi duyma ile ilgili duyma ile ilgili sorunu olan kişilerin besteci olması gibi birçok örneği sıralayarak organik aşağılık ve telafi teorisini açıklıyordu. 

Adler bu kitabında ayrıca “ organların dilinden” söz eder. Örneğin kusma durumları çoğu kez çocuğun farkında olmadığı ve kabul etmediği bir korkunun anlatımıdır. Böyle bir çocuğun mide sorununu sürekli bir belirti durumuna getirmesi ya da getirmemesi, onun yaşama karşı geliştirdiği genel tutumuna bağlıdır..Freud ile olan fikir ayrılığı 1911'deki Weimar Psikanaliz Kongresinde aleni oldu.. Adler Viyana Psikanaliz Enstitüsünden ayrıldı ve 1912'de Bireysel Psikoloji Topluluğu’nu kurdu. 

1912'de ana fikirlerini tanımladığı “Über den nervösen Charakter” “Sinirsel Karakter” kitabını yazdı. İnsan kişiliğinin erek(amaç) bilimsel açıklanabileceğini iddia etti. 1918’de yazdığı “Praxis und Theorie der İndividual Psychologie” “Bireysel Psikoloji” adlı yapıtı ile kuramını tüm yönleri ile ortaya koymuş oldu. 

Birinci Dünya Savaşı ile çalışmaları durdu, bu sırada Avusturya Ordusunda doktorluk görevi yaptı. Savaş sonrası 1930'lara olan etkisi adamakıllı arttı.. Adler'in popülaritesi görece optimizmi ve fikirlerinin Freud ve Jung'unkilerle karşılaştırıldığında anlaşılabilir olması ile ilişkiliydi. 1934’te Avusturya hükümeti Adler' in kliniklerinin çoğunu kapattı çünkü o bir Yahudi idi, 1935’te “Long Island Tıp Kolej” ine profesör olarak Avusturya’dan ayrıldı. 28 Mayıs 1937’de İskoçya'nın Aberdeen kentinde konferans verirken geçirdiği kalp krizi sonucu öldü..  

Adler, insanı uyum yeteneği olan, insanlığın yücelmesi için yaratıcı ve yapıcı çabalar gösteren bir varlık olarak tanımlar. Öznel yaşantılar insanın bedeni içinde gelişir ve bunların belirleyicileri, kişinin değer yargıları, tutumları ilgi alanları ve düşünce biçimleridir. Davranışları çevredeki gerçek olaylardan çok, bireyin onları görüş biçimi ve yorumlaması etkiler. Davranışlar insanın geleceğe yönelik amaçları tarafından da belirlenir..  

“İnsan bir başkasının amacını bilir ve dünyayı da az buçuk tanırsa, ilgili kimsede gözlemleyeceği devinimlerin anlamını da çıkarabilir ve bunların söz konusu bir amaca hazırlık niteliği taşıdığını saptar. O zaman havadan yere bırakılacak bir taşın hangi yörüngeyi izleyeceği nasıl bilinirse, ilgili kişinin amacına ulaşmak için hangi devinimlerde bulunacağı da gene öylece bilinir. Ne var ki, ruh, doğa yasası diye bir şey tanımaz; çünkü insanın gözüne kestirdiği amaç durağan değildir, her vakit değişebilir. Ama bir kimse gözüne bir amaç kestirmişse, ruhunda ki olaylar ister istemez ortada uyulması gereken bir doğa yasası varmış gibi bir akış izler..”  

Algıları, düşünceleri, düşleri, eylemleri ve nevrotik belirtileri Adler, daha sonra “yaşam biçimi” adını verdiği, içsel bir sistemle ilişkili bulmuştur. Adler’e göre, insanın davranışları ancak toplumsal içeriği ile incelenebilir. Kişide bir bedensel kusur varsa, kişinin bunu nasıl karşıladığı, yaşamını nasıl etkilediği önemlidir. İnsanın varoluşunda yetersizlik duygusu vardır, bu normaldir ve davranışları güdüleyen bir güçtür. 

“İnsan olmanın, aşağılık duygusuna kapılmak olduğunu uzun zamandan beri ısrarla belirtmekteyim. Belki de aşağılık duygusunu hissetmemiş insanlar vardır. Belki de bazıları bu ifade karşısında sarsıldılar ve başka bir ismi tercih ettiler. Ben bu ifadede hiçbir sakınca görmüyorum. Çünkü bildiğime göre bir çok yazar bunu daha önce belirtti. Kendilerini Fazla kurnaz sananlar aldandığımı göstermek maksadı ile çocuğun aşağılık duygusunu hissetmesi için daha önce tamlık duygusu hissetmiş olması gerektiğini öne sürüyorlar. Yetersizlik duygusu inatçı bir hastalıktır ve en azından bir iş yapıncaya, bir ihtiyaç karşılanıncaya ve ya bir tansiyon azalıncaya kadar devam eder..” 


 *Adler, A. Sosyal Duygunun Gelişiminde Bireysel Psikoloji, Çev. Özgü, H. Hayat Yayınları, İstanbul, 2000 

*Adler, A. İnsanı Tanıma Sanatı, Çev. Şipal, K. Say Yayınları, İstanbul, 1997 

*Başaran, İbrahim E. Örgütsel Davranış, Ankara, 2000 

*Geçtan, E. Psikanaliz ve Sonrası, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1998 

*Geçtan, E. Varoluş ve Psikiyatri, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1992 

*Morris, Charles G. Psikolojiyi Anlamak, Çev. Ayvaşık B. Ve Ark. Türk Psikologlar Derneği Yayınları, Ankara, 2002


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Dr. Serdar Özdemir, 1972'de Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde doğdu. 1995 yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’den mezun oldu. Eğitim programları ve öğretimi alanında yüksek lisans yaptı. Sağlık eğitimi, toplum sağlığı, afet yönetimi, genel pratisyenlik, eğitim programları, demokrasi ve eğitim konularında çalışmaları bulunmakta olup halen, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğrenci Sağlığı Merkezi'nde hekim olarak çalışmaktadır.

Eposta: drserdarozdemir@comu.edu.tr


HABERLER

 

 

“Hippie”ler Yeniden Doğuyor


Heykellerin Üstadı


Suların Çekilmesiyle Gelecek Kıyamet


Nazca Çizgilerinin Sırrı


Kadının Adı


'Engel'lenemeyen Çocuklar


Pembe Hayatın Kaldırım Serçesi


Gençlik ve Ergenlik Şeytanları


Yeni Dünya Düzeni ve Terörizm


BDönmesi Hayatı Zorlaştırıyor


Anti-Yaşlanmanın Vitaminleri


Beyin Sağlığı İçin Öneriler 


Kelaynaklar Göç Yolunda


Yüzylların Uyuyan  ilçesi: Lice


Her Şeyin Teorisi Bir Mi?


Atatürk’ten Öğrendiğim Bir Şey Var


Hala, Her Yerde, Dönüyorsun...


Dijital Magandalık 


Gömürgen’de 14 Gönüllüyüz! 


"The Secret" Hatalarına Çok Yönlü Bir Bakış


Alfred Adler, İnsan Çabalarının Temeli; Yetersizlik Duyguları


Tanıdık Yabancı

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Melda Güngül

Özgürlük İllüzyonu


Hale Karaarslan

Özgür İnsan Olmak


Can Duman

Doğru Kalemin Yazdığı Yanlış Yazılar 


Hale Karaarslan 

Sevgide Yok Olmak 


Meliha Başal

Küçük Sevinçlerimizi Kaybettik


Didem Çivici

Hu


Tuğçe Karaarslan

Dört Gün


Rüya Yüksel

Evren Boşlukları Sevmez


Eray Çetinkaya

Bu Ego’yu Sevsek Mi? 


Asu Sanem Kaya

Tanrı; Bir de Yaşamdır, Yaşam; Bir de Tanrıdır


Didem Çivici

Mor Yağmur 


Nilgün Doğan

Düşlerimdeki Yaşam - III


Burcu Akar

İçimizdeki Bizden Sesler


Didem Çivici 

Özlem


Gürhan Faik Yeğit

Biraz da Tabiatı Sevmeyi Öğrenelim

 

    

Kategoriler:

Hakkında:

Servisler:

Türkiye   ▪   Dünya   ▪   Bilim   ▪   Sağlık     Kültür Sanat     Çevre   ▪   Eğitim   ▪   Çocuk      Röportaj      Yaşam   ▪   Astroloji   ▪   Foto   ▪   Video

Künye  ▪  İletişim  ▪  İçerik Politikası  ▪  Telif ve Kopyalama Hakkı  ▪  Hukuki Şartlar & Gizlilik

Reklam  ▪  Arama Motoru  ▪  Arşiv  ▪  Üyelik

2005 © İndigo Dergisi